Ruhani Spikersin, Sadece Konuş, Konuş, Konuş…

Ruhani Spikersin, Sadece Konuş, Konuş, Konuş…
Bunu duyduğumda, TV’deki spiker aklıma geldi ve hiç yaptığım birşey olmadığı için kendimle bağdaştıramadım. “Nasıl yani, Spikerlik mi yapmalıyım?” demiştim…
Hayır, sadece konuş, konuş, konuş.
Yine bir araya geldiğimiz bir gün, 4 kişiydik. Hepimiz bişeyler sipariş etmiş ama 4.arkadaş hiçbirşey istememişti, garsonda hepimize tek tek sormuş olmasına rağmen ona sormamıştı. Ev sahibi konumum bu buluşmalarda artık ortadan kalktığı için üstelemedim. Daha sonradan anlaşılacaktı nedeni…
Fotoğraf çektiğim zamanlardan zihnimde kalan O, o gün tesadüfi (!) oradan geçiyordu, 1 yıl gibi bir süre geçmiş, yer ve mekanlar değişmişti. Hikaye Isparta’da geçerken karşılaşma Antalya’da, 1996 Mayıs ayının 23’ünde Beachpark’ın ilk açıldığı günlerine denk geliyordu. Cafenin sahil tarafındaki uzantısında, yerde armut denilen, hareket ettikçe içine gömüldüğün, gömüldükçe rahatsız bir hal alan içi strafor parçaları ile dolu yer koltuğunda otururken, ismi bir anda sanki yıllarca söylüyormuşum gibi yine ağzımdan fırladı, öyle bir bağırmıştım ki garson bişey istediğimi sanıp koşup gelmişti.
O da irkilmiş, o ses tonu ile sesimin tanıdıklığı ortadan kalktığı için merakla oturmuş olduğumuz tarafa merakla bakmıştı. Beni gördüğüne sevinmesi ile bağırmanın verdiği ürkeklik birbirine karışmış şekilde yüzündeki gülümseme gelişmişti. “Gören de yıllardır görüşmüyoruz sanacak” diyerek espri yaptı. Utanmıştım. Hiç yaptığım bir hareket değildi.
Yanımıza oturdu ve 5 kişi olmuştuk. Sohbet ilerledikçe hiç de tesadüfen oradan geçmediği anlaşılacaktı. Hepimizin elini sıktı, 4.arkadaş ne elini O’na uzattı ne de O O’na…
Sanki “yok” gibiydi vatandaş…
İçimde bir sıkıntı vardı ve ne olabileceği üzerine hiç bir fikrim yoktu. Acıkınca böyle hissederdim genelde, “yemek yemeliyim” hissi içsel sıkıntı verdiğini keşfetmiştim, ama o günkü böyle birşey değildi, çünkü köri soslu tavuğu oturduğumuz işletme harika yapıyordu ve sıcak minik ekmek blokları ile gömmüştüm mideye.
“Yalnız” kaldığımda da hissederdim bu hissi, ama o gün yalnız değildim ve çok da mutluydum ortamda.
Bişeyleri “tehdit” hissettiğimde de oluyordu aynı his, fakat bu ortamda ne olabilirdi ki “tehdit”???
Konuşma ve sohbet, gizemli konulara geçti… Tesadüfün olmadığı konuşuluyordu, garsonla, yan masadakilerle, sahildekilerle, yoldan geçenlerle bile bu mesafeden aynı ortamın paylaşılmasının tesadüf olmadığı kanaatine varıldı. Masadaki herkes kendini karar mercii gibi görüyordu ve konuşulan konular o kadar hızlı değişiyordu ki, konunun sonucuna karar vermek – onaylamak ve diğer bir konuya geçmek hiç de yavaş değildi.
4.arkadaşı, Zafer’le birlikte gelmiş sanmıştım. Çünkü ben gittiğimde Onlar gelmiş oturmuşlar ve beni bekliyorlardı. Fakat sonradan anladım ki Zafer’le gelmemişti,  sanki O’nun masasına ondan izin almadan oturulmuş gibi bir durum var gibiydi. Anlamamıştım o anlarda. Bazen sanki bizi dinliyor sanki bazende hiç ortamda değil gibiydi. İçimin sıkkınlığı bu arkadaşla alakalıydı. “Beni istemiyor olabilir miydi?”, “Benden belki hoşnut olmamış olabilir miydi?”, “Benim gitmemi mi istiyordu acaba?”
Zihnimde 5.500 soru peşpeşe birbirini kovalıyor, hem sohbete katılıyor, hemde finallerimin sorularına göz atıyordum. Aynı anda bu kadar konuya odaklanmak yorucuydu. Harbi yorulmuştum. O gun Isparta’ya dönmekle Antalya’da kalma durumu da düşünce konularımın içindeydi.
Zafer’e arkadaşı sormam gerekiyordu, “sağır ve dilsizde olabilir” diye de düşünmedim değil.
Türklere hiç benzemeyen bir tipi vardı, garip bir göz rengi vardı, yeşil mavi gibi. Cinsiyeti erkek mi kadın mı ancak konuşursa belki anlaşılacaktı. Erkeğe benziyor ama kadın zarifliği vardı, kadına benziyordu ama erkek gibi omuzları vardı. “Kadın gibi Adam” yada “Adam gibi Kadın” söylemi uygun olurdu. Cinsiyet değiştirmişlere de benzemiyordu. Giyim tarzı da öyle. Sanki filmlerden fırlamış gibi. “Ben olsam asla bunu giymem” diyeceğim bir kıyafet vardı üzerinde. Yüzü ara ara acı çekiyormuş gibi bazen ise şehvetin doruklarında yaşıyor gibiydi. Sanki bizi hiç umursamıyor hiç biz orada değil gibiydik O’nun için…
Beni benden alan durum, Zafer’e “Arkadaş kim?” sorusunu sormam ve aldığım cevap ile gelişmişti ve “korku” duvarım bir anda doruk noktasına çıkmıştı.
— Arkadaş Kim?
– Hangi Arkadaş?
— Yanında oturan?
– Engin iyi misin? Doruk.
— Hayır o değil, öteki.
– O Koltuk Boş Engin. İyi olduğuna emin misin?
Yazı Dizisi – Engin Erarslan – 4.Bölüm
Baktığımızı mı Görüyoruz? Gördüğümüze mi Bakıyoruz?