Yazı Dizisi – Engin Erarslan – 8.Bölüm Yeteeeeeeer, Bu Kadar Olacağını Tahmin Edemedim, Bu Ne Böyle???

Yazı Dizisi – Engin Erarslan – 8.Bölüm

Yeteeeeeeer, Bu Kadar Olacağını Tahmin Edemedim, Bu Ne Böyle???

 

Güneşev, enerjisini güneşten alan, ısıtılmasını topraktan sağlayan, klima veya herhangi bir ısıtma yada soğutma teçhizatına ihtiyaç duymayan bir ev tasarımında yapılmıştı. İlk başta 6 sponsorla başlanılan projede, en son 40 sponsora ulaşıldı ve Dünya çapında belediyeler arasında halkın bilinçlendirilmesi projelerinde 1.’lik ödülünü aldı. Enerjisinin tamamını güneşten alırken basında proje karşıtı birçok haber çıktı, ‘Güneşev hani Antalya’nın elektriğini karşılayacaktı?’, ‘Güneşev, elektriğini şebekeden alıyor, işte kablo’ diye fotoğraflarla haberler yapıldı, o anda Güneşev’in Koordinatörüydüm, Güneşev’in Antalya’nın elektriğini sağlaması mümkün değildi, böyle bir iddiada hiçbir zaman yapılmadı, ayrıca güneşten üretilen elektrik, şebekeye verilmeli ve tekrar şebekeden alınabilmekteydi, o kablo oydu ve bilinçsiz beyinler bunu haber yapma hakkına sahip olduklarını sandılar.

Güneş enerjisi üzerine yaptığım çalışmalar, Güneşev’de meyvesini vermiş, sadece bu proje ile kalmamalı diye düşünürken, gözüm otobüs duraklarına ilişmişti, yıl 2010.

Otobüs durakları yazın serinletilebilse, kışın ısıtılabilse, nasıl olurdu? Bu nasıl olacaktı?

 

Tekrar bir proje üzerinde çalışır noktaya gelmiştim, ‘Klimalı Duraklar’. Dubai’de bu proje vardı, Dubai’den projeyi 1 ayda getirttim, arapça gelmişti, çevirisi 3 gün sürdü, projede enerjisini şebekeden alıyordu. Biz madem güneş enerjisinden elektrik üretiyorduk, bu duraklarda enerjisini güneşten alabilirdi, hem proje birebir olmayacak hem de ilk defa üretilen bir sistem haline gelecekti, konuyu sponsorlara açtım, başta Antalya’nın sayılı firmaları hemen sponsor olabileceklerini belirterek ‘Başlayın’ dediler. Adopen, Rehau ve Philips en büyük sponsorlarımdı, 1 ayda durak dizayn edildi, güneş enerjisi panelleri yerleştirildi, klima kondu ve deneme çalışmalarında, durağın kapısını sensörlü açılıp kapanmasına. priz konarak telefon şarjı yapılabilmesine, elektronik tahta konarak otobüslerin geliş saatlerini yazılmasına karar verildi. Durak hazırdı ve nereye konmalıydı?

 

Işıklar Caddesi Öğretmenevi’nin karşısındaki durağın en fazla otobüsün geçtiği duraklardan biri olduğunu tespit ettik ve oraya karar verdik, ilk durak oraya kondu, diğeri Cumhuriyet Meydanı ve 100.Yıl Bulvarı üzerindekiler derken 34 noktaya klimalı durak 3 yıl içerisinde yerleşti. Benim için büyük gururdu. Fakat bu projede büyük eleştiriler alıyordu, ‘Elektriği şebekeden alıyor’, ‘Paneller elektrik üretmiyor’, ‘Durak gölgede’, ‘Durak içinde evsizler kalıyor ve güvensiz’ gibi haberler yapılmaya başlandı.

Bu arada belediye seçimleri oldu ve yönetimin değişmesi ile belediyedeki tüm yönetim kadrosundaki bürokratlar Antalya’nın ilçelerine sürüldü, bende Akseki’de almıştım soluğu. Antalya’nın en uzak ilçesiydi Akseki, 3 saat süren bir yolu vardı, sabah saat 05:00’te yola çıkılıyor 08:00 gibi varılıyordu, akşamda 17.30’da çıkılıyor, 20.30 gibi Antalya’da olunuyordu, Bu ciddi büyük bir külfetti. Tam 1 yıl gidip gelecektim Akseki’ye…

 

&

 

Günlerden bir gün, Güneşev’de iken, güneş enerjisi ile ilgili bilgi almaya gelmişti eşiyle. Evinin elektrik ihtiyacını karşılamak istiyor ve firmalardan zaten almış olduğu bilgileri, teyit etmek için Güneşev’i tercih etmişti. Günde en az 8-10 kişiye danışmanlık veren noktaya gelinen Güneşev o gün sanki O’nu bekliyor gibi çok sakindi.

Sohbet ilerledikçe, masamın üzerindeki doğaltaşları gördü ve ‘Bunların mistik özellikleri var biliyorsun değil mi?’ demesiyle konu yön değiştirdi.

– Bu taşların hepsi çok iyi enerji veriyorlar, ne yapıyorsun?

– Nasıl anladın enerji verdiklerini?

– Hissediyorum, hele şu, muhteşem bir enerji aktarımı yapıyor,

– Gerçekten mi? Sizden hemen önce temizledim onu,

– Bunun farkında ve çok mutlu,

– Sizde ilgileniyorsunuz sanırım mistizmle?

 

O anda karısı devreye girdi ve ‘Hadi gidelim’ dedi ve kaş göz işareti yaptığını görüverdim o anda, Çetin’i götürmek, uzaklaştırmak, konuşturmamak istiyor gibiydi,

 

– Lütfen zamanınız varsa oturun, kahve içelim,

– Şekerli olsun benim ki,

— Orta iç bari, yaşın 80,

– Hayır, ben çok iyiyim,

– 3 kahve, biri şekerli, diğerkinler orta lütfen…

 

Kahveler gelene kadar konu konuyu açtı ve enteresan bir şekilde Bedri Ruhselman’a gelmişti. Bedri Ruhselman’ın celse arkadaşı olduğunu, birçok kitabında isminin rumuz şeklinde geçtiğini, çok fazla ruhani çalışmalar yaptığını söyleyince kalbim çok hızlı atmaya başladı. Çocukluğunda oturduğu evin bahçesinde sürekli biri ile konuştuğunu, babası ve annesi çıldırmış olabileceği düşüncesi ile doktorlara götürdüğünden bahsetti. Bir süre sonra evlerini satın almak isteyen bazı kişilerin olduğunu, bir anda evin bu kadar rağbet gördüğünü anlayamadıklarını, evin bedeli 40.000 Lira iken hemen satılması için 50.000 TL verildiğini ama babasının şüphelenmesinden dolayı satmak istemediğini söyledi. Başka kişiler de eve talip olunca, evin bir meziyetinden kaynaklı bu ilginin oluştuğunu anlamışlardı. Çetin hala biri ile konuşuyor ama karşısında kimse olmadığı için annesi çok üzüldüğünü söyledi.

 

– Kişi bir gün at arabası ile geliyor, bazen yürüyerek geliyor bazen de ben bahçeye indiğimde orada ağacın altında oturuyordu,

– Ne konuşuyordunuz peki?

– Bu evden gitmememiz gerektiğini, bu ev başkasına geçerse çok iyi şeyler olmayacağını söylüyordu,

– Eeee, ne yaptınız?

– Babam baskılara dayanamadı ve 73.000 liraya evi sattı,

– Peki evde ne varmış? Neden bu kadar isteniyormuş?

– Benim konuştuğum her ne yada kim ise, o evde oturduğunu, sadece benimle irtibatta olabileceğini, eğer ki bu yetimi geliştirmek istersem bana yardımcı olabileceğini söylüyordu,

– Sen korkmuyor muydun?

– İlk başlarda korkmadım, normal bir insan gibiydi, sonrasında kimsenin görmediğini anladığımda korkmaya başlamıştım,

– Eee sonra?

– Taşındık ve lanet olaylar silsilesi başladı, yeni taşındığımız evde süt tenceresi taşıp alev aldı ve mutfağın yarısı yandı, annem kardeşimi düşürdü, köpekler kedimi parçaladı, babamın ayağı kayıp düştü ve ayak bileğini kırdı, eve gelen her çocuk oyuncaklarımdan götürüyordu,

– Konuştuğun şeyle taşındıktan sonra görüştün mü daha sonra?

– Ürperti halinde hissediyordum ama hiç görmedim,

– Sonra?

– Ben evde çekmeceleri açmadan içindekileri söylüyordum, sayılarına kadar, benim kendi kendime konuşma durumumun sonlandığını anladıklarında sevinmişlerdi annemle babam,

– Peki taşındığınız evde ne varmış ki istemişler o kadar? Bu isteyenler kimmiş?

– Evi satın alanlar evimizi yıkıp, 3 yıl hiçbirşey yapmadılar, etrafını kapatıp, derinlemesine kazdıkları söylenirdi, o kadar toprak nereden çıktığını da etraf ahalisi de merak edermiş, o evin gizemini hiç bir zaman öğrenemedik,

— Hadi gidelim artık,

– Tamam tamam gidelim, Sen gel müsait olduğunda, sohbet ederiz,

– Neredesiniz? Nereye geleyim?

– Ben gizli yaşıyorum, anlatırım,

– Bugün 17.45’te Sizdeyim

 

Mesai bitişi 17.30’u zor yaptım, Renault’un ürettiği elektrikli Megane, başkana hediye edilmiş, başkan da aracı Güneşev’de kullanılmak üzere vermişti, güneşten şarj ederek belediye-Güneşev arası kullanılıyordu, Güneşev’den elektrikli araçla çıkıp aracı belediyeye bırakıp yanına gittim.

 

Adresini zor bulduğum yerde bir araya geldik, eşi yoktu, konuşmaya başladı,

– Yetilerimden dolayı çok acılar çektim, 5 kez kalp krizi 4 kezde kalp spazmı geçirdim, define buldurmaya götürüyorlardı beni, bulunan küçücük parçalar için bile tehdit edildim, takip edildim, öldürülme korkusu ile anksiyete oldum,

– Aaaaaa, hiç bu yönden bakmamıştım, bende bu yetilere kavuşmak istiyorum, riskli demek ki,

– Çok. Hem de tahmin edemeyeceğin kadar riskli. Sadece dünyevi riskler değil ruhani çok büyük riskler var, örneğin ego,

– Nasıl yani? Ego ne yapıyor olabilir ki?

– Ruhani düzey, yetilerini kullanırken egon için kullanılmasına izin vermiyor, yoksa al-aşağı ediveriyor, cisimleri hareket ettirdiğimde, cemiyette idim o zamanlar, adım ‘Cisimleri Oynatan Adam’a çıkmıştı, bunu gösteri yapma boyutuna taşıdığım günün akşamı spazm geçirdim, 23 yaşındaydım,

– İnanmıyoruuuum, onunla spazmı nasıl bağdaştırdın, yani ondan kaynaklı olduğunu nasıl anladın?

– İlkinde anlamadım, ama diğer kriz ve spazmlar gösteriler ve herkesin yapamadıklarını yapmaya başlayıp ‘Ben yaptım’ noktasında olmaya başlayınca, anladım ki bir sistem beni takip ediyor,

 

O gün hava kararıp geç olmaya başlayınca kalkmak zorunda kaldım, daha sonra 4 kişi gidecektik yanına, Mustafa Bey, Nurhayat Hanım ve Seda…

Tam 6 ay, her Cumartesi, saat 13:00-18.00 arası, eşinin de katıldığı eğitim gibi sohbetler başladı. Ben Cumartesi dışında da sıklıkla gider olmuştum, ‘Sana Ekminezi’yi öğretmeliyim, sana gerekli’ dediğinde ilk defa duyduğum Ekminezi’yi araştırmaya başladım. Mistik, okült, geçmiş yaşamlar, hipnozu içine alan bir dizi çalışmalara başlamıştık, bu arada kendisi bir kitap yazıyordu; ‘Kara Delik’…

 

Bir yandan çok merak ediyor, bir yandan da hem Zafer’in hem de kendisinin söylediği ‘yaşamın alt üst olacağı’ izlenimi ise beni içten içten ürkütüyordu, bu ürkünç durum, geri durdurmaya çalışsa da içimdeki bir deli fişek araştırmam ve ileri gitmem konusunda da sanki teşvik ediyordu.

 

Yaşamımın içine bir yandan da Reiki girmiş, Reiki çalışmalarımı yapıyordum. Bu durumları yani merak ettiğim her şeyin harekete geçmiş olmasını biraz da Reiki’ye bağlıyordum. Yaşamın hareketlenmesinin ötesinde renklenmişti de, etrafımdakiler başta olmak üzere hiç tanımadığım insanların sorunları ile ilgilenmeye başlamış, zamanımın bir kısmını bu konuya ayırır olmuştum.

Bir yandan Ekminezi çalışmaları sürerken bir yandan celse tecrübesi yapma imkanı da bulmuştum,

 

– Sen bir ruhani spikersin,

– Cenk Koray gibi,

– Sen nereden biliyorsun Cenk Koray’ı, gizli bilgilerdir bunlar,

– Gizliliği mi kalmış herkes biliyor. Ruhani Spiker ne demek?

– Ruhani bilgiyi dünyevi sese ve yazıya döndüren,

– Ben ha,

– Evet Sen, bu tarz konulara durduk yere girmedin,

– Bu konulara çok meraklı insan var, herkes mi spiker?

– Herkes ruhani bilgiyi alır ama herkes bunu sese döndüremez, mesela ben,

– Nasıl yani, sen ruhani bilgi almıyor musun?

– Herkes alıyor ruhani bilgiyi, dedim ya, ama herkesin meziyeti farklıdır, biri gelen bilgiyi yazarak, bazısı konuşarak, bazısı hareketlerle dünyaya yansıtır, bazıları hisseldir, bazıları işitsel, bazıları da görsel,

 

Bu arada Reiki uyumlaması yapmaya başlamış, 1-2-3 derken uyumlanan kişi sayısı artmaya başlamıştı, ilk biraraya gelişleri Konyaaltı Caddesi üzerindeki Barbaros Çay Bahçesi’nde yaparken daha sonraki toplantılar için kahvaltılar ve konaklamalı etkinlikler yapacaktım, ilk konaklamalı etkinlikler için Çıralı, Tekirova ve Reiki Huzur Vadisi’ne gidilecek ve buralarda celse denemeleri yapacaktık. Özelikle Reiki Huzur Vadisi’ndeki celse çalışması önemliydi, yaşamımın dönüm noktası olacaktı ve farklı bir yöne doğru gitmesinin sinyallerini verecekti, celsede babamı sürekli görüyor olmama anlam veremedim, daha sonra resmen Yeteeeeeeer, Bu Kadar Olacağını Tahmin Edemedim, Bu Ne Böyle??? dedirtecek olaylar olmaya başlamıştı…

 

Telefonla konuşurken, babamın sürekli kusma ve karın ağrısı şikayeti artınca Antalya’ya gelmesini ve doktora götürebileceğimi söylediğimden 1 hafta sonra gelmiş ve iç hastalıkları uzmanına göründüğünde, Böbreklerinin iflas ettiğini %20 ile çalıştıklarını ve hızlıca diyalize girmesi gerektiğini söylediğinde orada kalakalmıştım, Alper Demirbaş’la tanışmam bu sorun ile olmuştu, Medikalpark Hastanesi’nde kontrol ettikten sonra ilk olarak çocuklarından alınabileceğini söyledi, Kan tetkiki verip bizimkiler tutmayınca 81 yaşındaki babaannem gönüllü oldu, Dünya Rekoru’nun 83, eğer nakil olursa hastanelerinde bu yaşta naklin ilk olacağını söylediğinde hepimiz ne diyeceğimizi şaşırmıştık. Ailedeki herkes bunun çok riskli olacağını ve böbrek bekleme listesine girilmesi konusunda hem fikir olurken babaannem diretti. Alper Bey’in onayı ile 3 gün sonra nakil günü verildi, nakil olacaktı ve çok büyük risk vardı, her ikisi içinde…

Nakil gerçekleşti, babaannem 3 günde hastaneden çıkarken babam 55 gün hastanede kaldı, 65 kilodan 35 kiloya düşmüş ve küçülmüştü resmen, Her gün Reiki yapıyor, öğrendiğim bioenerji tekniklerini uyguluyor ve öğlenleri gittiğimde yemek yemesine yardım ediyordum. 55 gün sonra eve çıkıp tekrar kusmalar başlayınca 70 günlük 2.hastane süreci başlayacaktı. Hastaneden 48 kilo ile çıktı Kendine gelmeye başlamış, ameliyat öncesinden daha iyi olmuştu resmen.

Bu hengame arasında enteresan bir kırılma daha yaşıyordum, Boşanma… Hem de ne zaman? Ameliyattan 2 gün sonra… Resmen Anya’ya giderken Konya’ya çevirmişti yaşam yönümü…

 

– Dedim sana, sen istedin?

– Bunlar zaten olmayacak mıydı? Ben bu kadar meraklı olmamdan mı oldu bu kadar olay?

– İstersen devam edelim, bak gör neler olacak?

– Hep böyle olmayacaktır eminim, bu kırılmalar önemliydi evet, bu acı ve üzüntülerin mutlaka nedeni olduğu için yaşandı, değil mi? ‘Evet’ de, evet demeni bekliyorum,

– Hem evet, hem hayır. Görevin ne kadar ağır ve yüklü ise hazırlıkta bir o kadar ağır olur, Devam etmek istiyor musun? İstersen bırakabiliriz,

– Hayır, devam etmek istiyorum,

– O zaman gelsin dertler, tasalar, kaygılar, endişeler, korkular, olaylar, kayıplar,

– Ne diyorsun sen ya, çağırma, illaki olacak diye bir şart olduğunu düşünmüyorum,

– Olacaklar daha düşük frekansta olmaya devam edecek, bir yandan geri çekilirken bir yanda da ileri atılacaksın,

– Ok ne kadar geri çekilirse, yay ne kadar gerilirse, hedefe o kadar hızlı ve net ilerler,

– Hadi bakalım, çalışmaya devam o zaman…

 

Çalışmalara devam ederken 6.kalp krizini geçirdi, hepimiz onu kaybedeceğimizi biliyorduk, Şubat’ın 23’ünde bedeni dayanamadı ve Çetin vefat etti… Vefat edeceğini hissettiğim 7.kişiydi Çetin. Fakat Çetin ile irtibat hiç kopmadı desem…

 

Yazı Dizisi – Engin Erarslan – Son Bölüm

– Burada mısın?